Otomobilin Tarihi Gelişimi III

Otomobil Tarihinin yazı dizisi linkleri

Otomobilin Tarihi Gelişimi I

Otomobilin Tarihi Gelişimi II

Otomobilin Tarihi Gelişimi III

Otomobilin Tarihi Gelişimi IV

Otomobilin Tarihi Gelişimi V

Otomobilin Tarihi Gelişimi VI

Otomobilin Tarihi Gelişimi VI

Otomobil Tarihi 19. yüzyılın sonu – 20. yüzyılın başı

Otomobil tarihi yazı dizimizin 3. bölümü 19. yüzyılın sonlarını ve 20. yüzyılın başlarını ele alıyor.

Bu dönemden itibaren araştırmalar ve teknolojik buluşlar hızla ilerleme kaydetti ama aynı zamanda otomobil kullanıcıları ilk zorluklarla karşılaşmaya başladı. Bir lüks obje sayılan otomobile sahip olabilenler, kötü yol şartları ile karşı karşıya kaldı. Yalnızca motoru bile çalıştırabilmek başlı başına bir zorluk sayılıyordu. Otomobil kötü hava şartlarına ve toza karşı sürücü ve yolcuları koruyamıyordu.


Bir Panhard-Levassor (1890-1895).

Otomobil üreticilerinin doğuşu

Birçok sanayici bu yeni buluşun potansiyelinin farkına varmıştı ve her gün yeni bir otomobil üreticisi günyüzüne çıkmaktaydı. Panhard & Levassor 1891’de kuruldu ve ilk seri otomobil üretimine başladı. 2 Nisan 1891’de bir Panhard & Levassor kullanarak otomobili keşfeden Armand Peugeot kendi şirketini kurdu.  Marius Berliet 1896’da çalışmalarına başlar ve Louis Renault kardeşleri Fernand ve Marcel’in yardımlarıyla ilk arabasını Billancourt’da yapar. Otomobil mekaniği ve performansı konusunda birçok ilerleme kaydedilerek gerçek bir endüstri kurulmaya başlar.
20. yüzyılın otomobil üretim rakamlarına bakıldığında Fransa’nın başı çektiği görülür. 1903’te Fransa’da 30,204 adet otomobil üretimiyle dünya üretiminin %48.77’sine sahipti. Aynı yıl ABD’de 11,235, İngiltere’de 9,437, Almanya’da 6,904, Belçika’da 2,839 ve İtalya’da 1,308 otomobil üretilmiştir. Peugeot, Renault ve Panhard ABD’de satış büroları açmıştı. 1900 yılında Fransa’da 30, 1910’da 57 ve 1914’te 155 otomobil üreticisi bulunmaktaydı. ABD’de ise 1898 yılında 50 ve 1908’de 291 otomobil üreticisi vardı.

İlk yarışlar

Otomobilin tarihi otomobil yarışlarının tarihi ile iç içe geçmiştir. Yarışlar önemli bir ilerleme kaynağı olmanın yanı sıra insanlığa artık atlardan vazgeçilebileceğini göstermede önemli bir rol oynamıştır. Hız gereksinimi, benzinli motorların elektrikli ve buharlı araçların önüne geçmesine neden olmuştur. İlk yarışlar basitçe dayanıklılık üzerineydi öyle ki yalnızca yarışa katılmak bile hem otomobil üreticisine hem de pilotuna büyük bir prestij sağlıyordu. Bu yarışlara katılan pilotlar arasında otomobil tarihinin önemli isimleri yer alır: De Dion-Bouton, Panhard, Peugeot, Benz, vd. 1894’te organize edilen Paris – Rouen tarihin ilk otomobil yarışıdır. 126 km. süren bu yarışa 7 buharlı ve 14 petrol ile çalışan otomobil katılmıştır. Yarışı ortağı Adolphe de Dion ile birlikte yaptığı otomobil ile 5 saat 40 dakikada bitiren Georges Bouton yarışın resmî olmayan birincisidir. Resmî olarak ise dereceye girememiştir çünkü kurallar gereği kazanan otomobil tehlike içermeyen, kolay idare edilebilen ve pahalı olmayan bir otomobil olmak zorundaydı.
Otomobil tutkunları birçok zorluk çeker. Basın, bu “canavar” kullanan “çılgınları” topa tutar. Öte yandan otomobil için gerekli altyapı hemen hemen hiç yoktur ve 1898’de ilk ölümlü kaza meydana gelir: Montaignac markisi bir Landry Beyroux aracıyla yaptığı kaza sonucu ölür. Yine de bu kaza diğer yarışlara katılımı durdurmaz. Herkes bu “atsız arabaların” ne olduğunu görme konusunda büyük bir istek duymaktadır. Henri Desgrange, 1895’te L’Auto gazetesinde şöyle der: ” Otomobilin yalnızca zenginlere ait bir zevk olmaktan çıkıp oldukça pratik bir kullanıma sahip olacağı zaman oldukça yakındır.” Bu yarışlar sonucu buharlı motorlar ortadan kalkarak yerini hem esneklik hem de dayanıklılık gösteren içten yanmalı motorlara bırakır. Ayrıca André Michelin tarafından kullanılan Peugeot sayesinde de otomobilin “hava üzerinde” gitmesinin çok yararlı olduğu görülür. Paris – Bordeaux yarışı sırasında André Michelin tarafından idare edilen ve lastik kullanan tek araç olan otomobil, her ne kadar birçok kereler lastiği patlasa da yarışı bitiren üç araçtan biri olur.


Camille Jenatzy, 1903 Gordon Bennett kupasının galibi, ilk yarış otomobillerinden Mercedes 35 HP’nin direksiyonunda.

Gordon Bennett kupası

20. yüzyılın başında büyük gazeteler önemli bir üne ve nüfuza sahipti. Birçok spor karşılaşması bu gazeteler tarafından organize edilmekteydi. Bu organizasyonlar büyük bir başarı göstermekteydi.
1889’da, New York Herald gazetesinin varlıklı sahibi James Gordon Bennett, ulusal ekipleri bir araya getiren uluslararası bir yarışma düzenlemeye karar verdi. Otomobil üreticileri arasında bir numarada bulunan Fransa kuralları belirler ve bu yarışmaya ev sahipliği yapar. 14 Haziran 1900’de Gordon Bennett otomobil kupası başlar ve 1905’e kadar devam eder.554 km.lik ilk yarışma Fransız Charron, Panhard-Levassor otomobiliyle ortalama 60,9 km/h hız yaparak birinci bitirir. Fransa kupayı dört kere kazanarak doğmakta olan otomotiv endüstrisi içinde önderliğini kanıtlar. 1903’te kupa İrlanda’da, 1904’te de Almanya’da yapılır.
Bu yarışları seyretmek için milyonlarca izleyici yollara koşar ama yarışlarda hiçbir güvenlik önlemi alınmamıştır. 1903’te Paris – Madrid yarışında kaza sonucu ölümlerin olmasının ardından trafiğe açık yollarda yarış yapılması yasaklanmıştır. Bu yarışta 8 kişi ölmüş ve yarış Madrid’e gelmeden Bordeaux’da bitirilmiştir. Bundan sonra yarışlar ralli şeklinde, trafiğe kapatılan yollarda yapılmaya başlanır. Hız denemeleri için ise hızlanma pistleri kurulur.Gordon Bennett kupası gibi, günümüzün en prestijli yarışlarından bazıları bu dönemde başlamıştır: Le Mans 24 Saat (1923), Monte Carlo Rallisi (1911), Indianapolis 500 (1911).

Hız rekorları


Camille Jenatzy’nin elektrikli otomobili Jamais Contente hız rekoru kırdıktan sonra çiçeklerle süslenmiş olarak.
Otomobil yarışları aynı zamanda hız rekorları kırmak için de bir olanak sağlamıştır. Bu hız rekorları özellikle süspansiyon ve direksiyon konusunda teknik gelişmelerin bir göstergesidir. Ayrıca bu rekorları kıran otomobil üreticileri için önemli bir reklam fırsatı olmaktaydı.  Ayrıca yüksek hızlara ulaşmak için yalnızca içten yanmalı motorlar kullanılmamıştır. Buharlı ya da elektrikli motorların savunucuları, petrolün tek verimli enerji kaynağı olmadığını kanıtlamak için hız rekoru denemelerinde bulunmuştur.
İlk zaman ölçümü 1897’de yapılmıştır ve Gladiator bisikletlerinin üreticisi Alexandre Darracq, üç tekerlekli La Triplette ile 10 km’yi 9’45” te yani saatte 60.504 km ile kat etmiştir. İlk hız rekoru sayılan resmî zaman ölçümü ise 18 Aralık 1898’de Fransa’da Achères yolunda (Yvelines) alınmıştır. Kont Gaston de Chasseloup-Laubat, elektrikli otomobili Le Duc de Jeantaud ile saatte 63.158 km. hız yapmıştır. Bu denemeden sonra kont ile Belçikalı “Kızıl Baron” Camille Jenatzy arasında bir hız düellosu başlar. 1899 yılının başında rekor dört kez el değiştirir ve sonunda Camille Jenatzy Jamais Contente adlı elektrikli otomobiliyle yine Achères yolunda 29 Nisan ya da 1 Mayıs 1899’da saatte 100 km hız sınırını aşarak saatte 105.882 km ile rekoru eline geçirir. Elektrik, 19. yüzyılın sonundan itibaren mühendisler tarafından otomobiller için alternatif bir enerji kaynağı olarak değerlendirilmiştir. Elektrikli araçların hız rekoru alanındaki üstünlüğüne buharlı bir araç son verir. 13 Nisan 1902’de Léon Serpollet, L’Œeuf de Pâques adlı buharlı otomobiliyle Nice’de saatte 120.805 km hız yapar. Hız rekoru kıran son buharlı otomobil, Fred H. Marriott tarafından kullanılan ve Daytona Beach’te (Florida) 26 Ocak 1905’te saatte 195.648 km. hız yapan bir Stanley Steamer ‘dır. Saatte 200 km sınırı 6 Kasım 1909’da Brooklands’da (İngiltere) Fransız Victor Héméry’nin kullandığı 200 bg’lik Benz motorlu otomobil ile saatte 202.681 km ile geçildi. Trafiğe kapatılmış karayolunda kırılan son hız rekoru 12 Temmuz 1924’te Fransa’da Arpajon’da (Essonne) Fiat Spéciale Méphistophélès otomobiliyle İngiliz Ernest A. D. Eldridge tarafından saatte 234.884 km ile kırılmıştır.
Hız rekorları artık özel araçlarla kırılmaya devam eder. Malcolm Campbell 25 Eylül 1924’te saatte 235.206 km’yi, Henry Segrave 16 Mart 1926’da saatte 240.307 km.’yi, J.G. Parry-Thomas 27 Nisan 1926’da saatte 270.482 km.’yi, Ray Keech 22 Nisan 1928’de saatte 334.019 km.’yi, George E.T. Eyston 19 Kasım 1937’de saatte 501.166 km.’yi ve John Cobb 15 Eylül 1938’de saatte 563.576 km.’yi geçerek rekor kırarlar. İçten yanmalı motorlu bir otomobille kırılan son hız rekoru, ilk ve son defa olarak saatte 400 mil hız sınırını geçen John Cobb tarafından 16 Eylül 1947’de saatte 634.089 km hız ile kırılmıştır.
Günümüzde kara üzerinde hız rekoru 1 Mart 1997 tarihinden beri İngiliz Andy Green’e aittir. Bu rekor Thrust SSC adlı, 2 Rolls-Royce turboreaktör ile çalışan ve 100.000 bg’ne ulaşan araç ile Black Rock’ta (Nevada) kırılmıştır. Saatte 1,227.985 km geçilerek ilk defa 1.016 Mach hız ile ses duvarı aşılmıştır.


André Michelin’in 1872 yılına ait portresi.

Michelin dönemi

Michelin kardeşler, 1888’de John Boyd Dunlop tarafından yapılan kauçuk tekerlekleri geliştirerek otomobil lastiklerini bulmalarıyla tanınır.[62] Çok önemli bir teknik ilerleme olan otomobil lastikleri, yola tutunmayı iyileştirmesi ve yolda ilerlemeye karşı direnci azaltmasıyla otomobil tarihinde bir devrim sayılır. Chasseloup-Laubat’nın denemeleri otomobil lastiklerinin önceki tekerleklere nazaran %35 daha az direnç gösterdiğini kanıtlamıştır. 1891’de geliştirilen ve patenti alınan hava ile şişirilen ilk Michelin lastiği aynı zamanda sökülüp takılabiliyordu.  Ama 20. yüzyılın ilk on yılının Michelin dönemi olmasının nedeni başkadır.
Fransa İçişleri Bakanlığının Harita Servisinde çalışan André Michelin’in aklına otomobillerin geçebileceği yolları belirgin bir çizgiyle gösteren ve harita kullanmayı bilmeyen otomobil kullanıcılarının bile anlayabileceği bir yol haritası yapmak gelir. Birkaç yıl boyunca Michelin çeşitli coğrafi bilgileri toplar ve son Gordon Bennett kupası anısına 1905’te 1/100,000’lik ilk Michelin haritasını yayımlar.  Bunun ardından çeşitli ölçeklerde birçok Fransa haritası yayımlanır. Michelin 1910’da trafik işaretlerinin ve belde isim panolarının yapılmasına da öncülük eder. Böylece artık otomobil kullanıcıları bir yere geldiklerinde inip nerede olduklarını sormak zahmetinde kalmaz. Michelin kardeşler ayrıca kilometre taşlarının konulmasında da öncülük etmiştir.]
Yol haritalarının ortaya çıkması aynı zamanda toplu taşımacılık altyapısının da gelişmesine yardımcı olur. Fransa’da Compagnie Générale des Omnibus şirketi tarafından Haziran 1906’dan itibaren ilk düzenli otobüs seferleri konur. Fayton sürücüleri taksi şoförlerine dönüşür. Çoğunluğu Renault tarafından üretilen taksilerin sayısı 1914 yılında 10,000 civarındadır. I. Dünya Savaşı sırasında yol haritaları cephe hatlarını belirlemek ve birliklerin hareketini izlemek için de kullanılır.[64]

Lüks tüketim objesi


1900 « New York Auto Show » otomobil fuarı.
Paris’te yapılan 1900 Dünya Fuarı, bilim ve teknoloji alanında ilerlemeleri göstermek için bir fırsat yaratır ama otomobil bu fuarda çok az bir yer kaplar. Otomobil, hâlâ at arabaları ile aynı alanda sergilenir. Bu durum çok sürmeyecektir.
Otomobil fuarlarda sergilenecek bir lüks tüketim objesi hâline gelir. Büyük otomobil fuarları 1898’de Paris’de Parc de Tuileries’de ortaya çıkar. Bu fuara yalnızca Paris – Versailles – Paris parkurunu başarıyla tamamlayabilmiş otomobiller kabul edilir. 1902, yalnızca otomobile ayrılmış olan ve “Uluslararası Otomobil Sergisi” adını taşıyan ilk otomobil fuarına tanıklık eder. Bu fuara 300 üretici katılır. Bugün Automobile Club de France adıyla tanınan bir “teşvik derneği” Albert de Dion, Pierre Meyan ve Étienne de Zuylen tarafından 1895’te kurulur.
Otomobil büyük bir başarı yakalamaktan henüz uzaktır. Otomobil fuarı vesilesiyle konuşan Félix Faure gösterime sunulan modellerin “kötü koktuğunu ve çirkin olduklarını” söyler. Yine de bu motorları seyretmek için kısa sürede büyük kalabalıklar fuarlara akın eder. Otomobil sahibi olmak bir sosyal mevki sahibi olmakla aynı görülmeye başlanır ve herkesin hayallaerini süslemeye başlar. Güçlü ve büyük bir otomobil sahibi olmak halk kitlelerinden ayrılmanın bir göstergesi hâline gelir. Çok sayıda üretilen Ford Model T dışında, 1920’lerde Avrupa’da yalnızca lüks otomobiller üretilmektedir. Tarihçi Marc Boyer’in dediği gibi “otomobil yalnızca zenginlerin mülklerini gezmeye yaramaktadır”.

«Asri bela»


Eugène Chaperon’un Le Petit Journal ‘da çıkan bir otomobil kazası deseni.
Otomobil kısa zamanda birçok polemiğe konu olmuştur. Otomobil sayısı hızla artarken uygun altyapılar aynı hızla gelişememiştir. Otomobil tamirini ve servisini bile bisiklet tüccarları yapmaktaydı. Otomobil hayvanları korkutur, hatta otomobil sürücülerine “tavuk katili” adı takılır, çok gürültülüdür ve iğrenç bir koku yayar. Şehirlerde yayaların sükûnetini bozan otomobillerin yasaklanması birçok kişi tarafından istenir. Bu kişiler yollarına çıkan otomobillere taş ya da gübre atmaktan çekinmezler. İlk yasaklamalar 1889’da başlar. İtalyan Carcano markisi, Nice şehir merkezinde De Dion-Bouton buharlı otomobiliyle gezmeye “cesaret” eder. Korkan ve şaşıran vatandaşlar belediye başkanına bir dilekçe ile başvurur. 21 Şubat 1893’te çıkan yasayı uygulayan belediye başkanı şehir merkezinde buharlı otomobillerin dolaşmasını yasaklar. Ancak bu yasa 1895’te yumuşatılarak elektrikli ya da benzinli otomobillerin saatte 10 km’den az olmak kaydıyla dolaşmasına izin verir.
Ulaşım imkânı sağlamasının ötesinde otomobil, ulaşım konusunda kültürel yaklaşımları da kökünden değiştirir. Teknik gelişim ile din arasındaki çekişme bazen çok sert geçmektedir. Hristiyan din adamları “bir insandan çok şeytana benzeyen bu makinaya” karşı çıkarlar.
İlk karayolu yasası 1902’de ortaya çıkar. Fransa Yüksek Mahkemesi, belediye başkanlarına şehirlerinde trafik ile ilgili kuralları kurma yetkisini verir. Özellikle saatte 4 km ile 10 km. arasında hız sınırlamalarını içeren ilk trafik işaretleri ortaya çıkar. 1893’ten itibaren Fransız yasaları karayolu hız sınırını saatte 30 km ve meskûn mahal hız sınırını saatte 12 km olarak belirler. Bu hızlar at arabalarının yaptığından daha düşüktür. Kısa zamanda otomobil sayısı artan Paris gibi bazı şehirlerde, bazı caddeler trafiğe kapatılır. Kısa bir süre sonra ilk araba ruhsatları ve otomobil plakaları ortaya çıkar.
Yasaların konmaya başlamasına rağmen otomobil bazıları için hâlâ tehlikeli olarak görülmektedir. Hukukçu Ambroise Collin 1908’de “Otomobilin aşırılıkları için birlik” adını verdiği topluluğu kurar ve tüm otomobil üreticilerine bu yeni endüstriden vazgeçmelerini isteyen bir mektup gönderir.  Ancak bu mektup tarihin akışını değiştiremeyecektir.

Macera


1900 Paris’te otomobiller.
19. yüzyılda demiryolunun gelişmesi yolculuk süresini kısaltmış ve daha az maliyet ile daha uzağa gidilmesini olanaklı kılmıştır. Otomobil ise trenin tam olarak veremediği yolculuk otonomisi ve yeni bir özgürlük duygusu sağlamıştır. Otomobil ile yolculuk edenler istedikleri zaman ve istedikleri yerde durabilmektedir. Fransa’da otomobil kullanıcılarının çoğu Paris’te toplanmıştır ve otomobil kısa zamanda başkentten uzağa maceraya yola çıkmak için bir araç olarak görülmeye başlamıştır. “Turizm” kavramı ortaya çıkmıştır. Luigi Ambrosini şöyle yazmıştır: ” İdeal otomobil, eski el arabasının özgürlüğüne ve yayaların umursamaz bağımsızlığına sahip olandır. Herkes hızlı gidebilir. Otomobilci sanatı, gecikmesini bilebilmektir.”[78] Otomobil kulüpleri üyelerin yolculukları boyunca karşılaşacakları hizmetler hakkında bilgiler ve öneriler verir çünkü “gerçek turist önceden nerede yemek yiyeceğini, nerede uyuyacağını bilmeyen kişidir.”
“Yazlık yolu”  uzar ve Fransızları yazlıkçıların gözdesi Normandiya sahiline götürür. Uzun ve geniş yollarıyla Deauville otomobilleri ile gelenlerin doğal seçeneği hâline gelir ve ilk trafik sıkışıklıkları görülmeye başlanır. Yazlıkçı şehirlerinde otomobillerin kullanabileceği garajlar inşa edilir. Şehir merkezlerinden uzaklaştıkça yeni otomobil servisleri kurulur.
Otomobil kullanmak başlı başına bir maceradır. Otomobil ile yola çıkabilmek oldukça zahmetli olduğu kadar tehlikelidir de. Sürücü otomobili çalıştırmak için aracın önünde doğrudan motora bağlı olan bir manivelayı döndürmek zorundadır. Yüksek sıkıştırma oranları yüzünden bu manivelayı döndürmek oldukça zordur ve motor çalıştıktan sonra manivelanın geri dönmesiyle birlikte dikkatsiz şoförler başparmaklarını hatta kollarını kaybedebilmektedirler. Otomobil sürücülerine “şoför” denmesi de bu dönemden kalmadır. Fransızca “chauffeur” sözcüğü, “ısıtıcı” anlamına gelir. O dönemde otomobili çalıştırmadan önce sürücüler yakıt ile motoru ısıtmak zorundaydılar.
Çoğu otomobilin üstü henüz kapalı olmadığından, sürücü ve yolcular etraftan sıçrayan taşlardan ya da rüzgâr ve yağmurdan korunmak için örtünmek zorundaydı. Köye giren bir otomobil hemen içindekilerin kadın şapkalarına benzeyen başlıklarıyla dikkat çekmekteydi. Bu tarz başlıklar ön camların ortaya çıkmasıyla kullanılmamaya başlamıştır.

Otomobilin yayılması


Bonnie & Clyde, 1933 yılında.

Suçlular ve otomobil

Otomobilin kısa sürede bir lüks objesi olması suçluların da dikkatini çekmiştir. Otomobil hırsızlığının yanı sıra otomobil suçluların suç işledikleri yerden hızla kaçabilmeleri için bir araç olmuştur. Öne çıkan örneklerden biri otomobilden bir suç aleti olarak yararlanan Bonnot çetesidir. 1907’de Georges Clemenceau otomobil kullanan ilk mobil polis gücünü oluşturur.
Otomobil ile anılan birçok suçlu bulunur. Örneğin 1930’ların ünlü soyguncuları Bonnie ve Clyde polisten kaçarken otomobilleri içinde vurularak öldürülürler. Al Capone’da saatte 130 km hız yapan, 90 bg’lik V8 motoru olan Cadillac 85 Town Sedan aracıyla anılır. Zırhlı olan ve güvenlik açısından son derece iyi ekipe edilmiş bu otomobil, Al Capone’un tutuklanmasından sonra ABD başkanı Franklin Delano Roosevelt’in makam aracı olarak kullanılmıştır.

Sinemada otomobil

Aynı dönemde bulunan sinema ve otomobil, başından beri birbirleriyle bağlantı içinde olmuşlardır. Otomobil, sinema için kısa zamanda bir yaratıcılık kaynağı hâline gelmiştir. Otomobil ile kovalamacalar insanları büyülemekte, otomobil kazaları ise güldürmektedir. Otomobil sahneleri burlesk tarzda çekilmektedir. Otomobil, Laurel ve Hardy’nin komedilerinde, özellikle ilk kısa filmlerinden biri olan The Garage ‘da sıklıkla kullanılmıştır. Bu film yalnızca otomobil ile ilgili komik sahnelerden oluşmaktadır. Özellikle Ford Model T, filmlerinde çok kullanılmıştır. Otomobil, sinema için vazgeçilmez bir aksesuardır, iki aşığın otomobil içinde öpüştüğü romantik sahnelerden, Mafya’nın öldürdüğü kişilerin cesetlerini taşımak için otomobil kullandığı sahnelere kadar değişik şekillerde kullanılmıştır.  Çok daha sonraları The Love Bug, Christine gibi filmlerde baş aktör bir otomobil olacaktır.

At arabası karoserilerin sonu


Castagna tarafından çizilen A.L.F.A 40/60 HP.
20. yüzyılın başında otomobil karoserilerinde değişim başlar. İlk otomobiller, hem tahrik sistemleri hem de şekilleri itibarıyla, atlar tarafından çekilen arabalara benzemekteydiler. 1900’lerin otomobilleri sonunda “özgürlüğüne”»  kavuşur ve şekil değiştirirler.
İlk karoseri tasarımı Fransızca “yüz yüze” anlamına gelen vis-à-vis adını taşıyan bir De Dion-Bouton otomobiline aittir. Bu otomobil, oldukça kısa ve yüz yüze oturan dört kişiyi taşıyabilecek şekilde tasarlanmıştır. O dönemlerde rekor sayılacak bir sayıda, 2.970 adet satılmıştır. Otomobilin şekil değiştirdiği bu dönemde en yaratıcı karoserileri Jean-Henri Labourdette, otomobillere verdiği tekne ve uçak şekilleriyle ortaya çıkarmıştır.
1910’larda öncü bazı tasarımcılar otomobillerde aerodinamik tasarımlar yapmaya çalışır. Güdümlü balonlara benzeyen karoserisi ile Castagna tafaından çizilen A.L.F.A 40/60 HP otomobili bunlara bir örnektir.

Sponsorlu Bağlantılar

Otomobilin Tarihi Gelişimi III İçin Yorum Yap