Otomobilin Tarihi Gelişimi V

Otomobil Tarihinin yazı dizisi linkleri

Otomobilin Tarihi Gelişimi I

Otomobilin Tarihi Gelişimi II

Otomobilin Tarihi Gelişimi III

Otomobilin Tarihi Gelişimi IV

Otomobilin Tarihi Gelişimi V

Otomobilin Tarihi Gelişimi VI

Otomobilin Tarihi Gelişimi VI

Otomobilin Tarihi Gelişiminde 20. yüzyılın ortası

II. Dünya Savaşı

II. Dünya Savaşı sırasında otomobil Avrupa’da hemen hemen ortadan kaybolur ve yerini bisiklet ve bisikletli taksilere bırakır. Bu dönemde özellikle benzin yokluğu nedeniyle otomobiller sahiplerinin garajından dışarı çıkamaz. Benzinli motorların yerine kullanılan ve odun gazı ile çalışan otomobil motorları bu dönemde ortaya çıkar. Panhard, bu motor türü ile ilginen ilk otomobil üreticisidir. Fransa’da Alman işgali altında yaklaşık 130.000 otomobile bu motor eklenir.
Otomobil 1941’de yeni zorluklarla karşılaşır. Avrupa sanayisi, işgale uğradığı Almanya’nın kontrolüne girer. Yeni otomobil tasarlamanın zorluklarına rağmen, üreticilerin çoğu gelecek için model tasarımına başlar. Savaş diğer alanlarda olduğu gibi otomobil için de bir teknolojik gelişme fırsatı sağlamış ve bant üzerinde üretimin artmasına olanak vermiştir. Otomobillere otomatik vites kutusu, otomatik debreyaj, hidrolik süspansiyonlar ve senkronize vites kutuları takılmaya başlanmıştır. 1940’ta ABD hükûmeti için yaratılan hafif keşif aracı Jeep Willys yalnızca II. Dünya Savaşı’nın sembolü hâline gelmemiş aynı zamanda otomobillerde uygulanan gelişmelerin de bir sembolü olmuştur.

Savaş sonrası

Ekonomik büyümenin tekrar başlaması

Savaştan hemen sonra otomobil yalnızca bazı imtiyazlı kimseler tarafından alınabiliyordu. Avrupalı otomobil üreticileri tesislerini tekrar kurmaya çalıştıklarından Avrupa’da satılan otomobillerin çoğunluğu ABD endüstrisinden geliyordu. Savaş sonrası Avrupa yokluklar içindeydi ve ülkeler otomobille ilgilenmeden önce yeniden yapılanmak zorundaydı. Her ne kadar 1946 yılı otomobil fuarında sergilenen Renault 4CV gibi modeller gelecek hakkında olumlu işaret verse de enflasyon ve ücretlerin artmaması ailelerin alım gücünün düşmesine neden olmuştu.
Avrupa endüstrisi 1946-1947 yılları arasında normale döner. Dünya üzerinde otomobil üretimi büyük ölçüde artar. 1945 ile 1975 yılları arasında bu sayı 10 milyondan 30 milyona çıkar. Teknik gelişme, verimliliğin artışı ve endüstriyel yoğunluk sayesinde Avrupa’da küçük ekonomik otomobiller ortaya çıkar.
Bu artış, artık yalnızca temel gereksinimlerini karşılamanın ötesine geçen bir tüketim toplumunun da ortaya çıkışını gösterir. Bu durumdan en çok yararlanan sektör şüphesiz otomotiv sektörüdür. Sürekli artan talep karşısında üreticiler seri olarak üretim yapmak zorundadır.
1946’da Almanya’da ilk 10.000 “Vosvos” üretilir. Fransa’da 1946’da üretime başlayan Renault 4CV, 1954 yılına gelindiğinde 500.000’den fazla üretilmiştir. İtalya’da savaştan hemen önce çıkarılan küçük Fiat otomobiller görülmemiş bir başarı yakalar. Biraz gecikmeli olarak İngiltere’de ünlü Mini ile küçük otomobiller üretmeye başlar. Bu rakamlar otomobil için yeni bir dönemin başladığını göstermektedir. Artık otomobiller üst sınıfın değil toplumun tamamının kullanımına girmeye başlamıştır.

Otomobilin efsaneleri


Ferrrari 250 TRI, 1963’te Nürburgring’de.
Enzo Ferrari, 1920’lerden beri Alfa Romeo takımında otomobil yarışlarına katılmaktadır ama II. Dünya Savaşı’dan önce kendi şirketini kurmak için Alfa Romeo’dan ayrılır. Ama Avio Costruzioni adını verdiği şirketiyle yaptığı otomobiller ancak savaştan sonra tanınmaya başlar ve “adı otomobil tarihinin en tanınmış markası hâline gelir.”1947’de ilk Ferrari yarış otomobili Ferrari 125 S adıyla üretilir.
1949’da yarış otomobili Ferrari 166 MM Le Mans 24 Saat yarışını kazanır ve Ferrari 166 S Maranello fabrikalarında üretilen ilk turizm otomobili olur. Farklı kullanım amacıyla yapılan bu iki model, özellikle mekanik olmak üzere birçok ortak noktaya sahiptir. 1950’lerde Ferrari birçok dayanıklılık yarışını kazanarak markasının ününe ün katar.
Savaş sonrasında Nazilerle işbirliği yapmak suçundan hapiste tutulan Ferdinand Porsche özgürlüğüne kavuşur. 1947’de salıverilmesinin ardından oğlu Ferry Porsche ile birlikte “356” adı verilen bir prototip üzerinde çalışmaya başlar. Bu prototip, tasarımı Ferdinand Porsche tarafından yapılan “Vosvos” gibi motoru arkada olan küçük bir roadster modelidir. Resmî olarak Porsche markasının ortaya çıkışını gösteren bu prototipin son hâli 1949 Cenevre otomobil salonunda sergilenir ve “çevikliği, kısa dingil mesafesi ve ekonomikliği” ile herkesin ilgisini çeker. Başarılı mekaniği ve modası geçmeyen çizgileri ile markanın ünü gün geçtikçe artacaktır.

Şampiyonaların doğuşu

1920-1930 yılları arasında sportif yarışmalar için özel olarak yapılan otomobiller ortaya çıkar. Ancak bu spor disiplini 1946’da Fédération Internationale du Sport Automobile (Uluslararası Otomobil Sporu Federasyonu) tarafından kuralları ortaya çıktıktan sonra yaygınlık kazanmıştır.
Otomobil yarışları hızla yayılırken, Uluslararası Otomobil Federasyonu (FIA) 1950’de otomobil üreticilerinin katılacağı dünya çapında bir yarış düzenlemeye karar verir. Bu uluslararası şampiyona, Indianapolis 500 dışında Avrupa’da yer alan altı “grand prix”den oluşmaktadır. Yarışlar silindir hacmi 4,5 litreyi geçmeyen Formula 1 otomobillerine ve Indianapolis 500 sırasında Indy Carlara açıktır. Giuseppe Farina ve Juan Manuel Fangio tarafından kullanılan Alfa Romeo Alfetta (type 158 ve 159) modelleri şampiyonanın tamamına damgasını vurur. Bunun üzerine FIA kategorileri oluşturur. Formula 2 böylece 1952’de ortaya çıkar.

1950’lerin öncüleri


Chevrolet Corvette, karoserisi cam elyafından yapılan ilk otomobil.
Doğu Bloğu ülkelerinde, Lada, Trabant ve GAZ gibi otomobil üreticilerinin yaşadığı teknik durgunluğa rağmen otomobil yalnızca nomenklaturaya rezerve edilmişti. Doğu Avrupa’da bir yenilik olmasa da batıda yeniliğin öncüleri ortaya çıkıyordu.
Britanyalı otomobil üreticisi Rover, şimdiye kadar yalnızca uçaklarda kullanılan türbini bir kara aracına uyarlamaya karar verir. 1950’te türbin ile tahrik edilen ve “Jet 1” adı verilen ilk modeli sergilerler. Rover, 1970’lere kadar türbin kullanan otomobilleri geliştirmeye ve üretmeye devam eder. Fransa’da da Jean-Albert Grégoire ve Socéma şirketi türbin ile donatılmış olan ve saatte 200 km hız yapabilen bir model geliştirir. Ancak bir füzeye benzeyen şekliyle, türbin ile donatılmış en ünlü otomobil General Motors’un “Firebird” modelidir. XP-21 adı verilen ilk Firebird modeli 1954’te üretilir.
İlk Amerikan spor otomobili sayılan 1953 model Chevrolet Corvette birçok yenilik taşımaktadır. Bir konsept aracın çizgilerini taşıyan ilk seri otomobil olmasının yanı sıra karoserisi sentetik olan cam elyafından yapılmış ilk otomobildir. Fransa’da Citroën DS getirdiği birçok yenilik ile ön plana çıkar: hidrolik direksiyon, diskli frenler, otomatik vites kutusu, hidropnömatik süspansiyonlar ve aerodinamik yapı.

Uluslararası nitelik kazanıyor


Volvo PV444, uluslararası nitelik taşıyan ilk İsveç otomobili.
1950’lerden itibaren otomobil yalnızca ABD ve birkaç Avrupa ülkesinin “oyuncağı” olmaktan çıkar. Önceden izole bir pazara sahip olan İsveç 1947’de Volvo PV 444 modeliyle uluslararası pazara açılan ilk otomobilini yapar. Bunu yine İsveçli otomobil üreticisi Saab izler. ABD ve Avrupalı otomobil üreticileri güneydeki ülkelere, özellikle Latin Amerika’ya yayılarak yeni fabrikalar açar. 1956’dan itibaren Volkswagen Beetle Brezilya’da üretilmeye başlar. Avustralya pazarını ele geçirmek için General Motors tarafından Holden markası 1948’de kurulur ve bu ülkeye özgü otomobiller üretmeye başlar.
Japonya ilk seri otomobillerini üreterek yavaş yavaş üretimini artırmaya başlar. Endüstrideki gecikmelerinin önüne geçmek için bazı üreticiler batılı şirketlerle ortaklık kurar. ABD’li istatistikçi William Edwards Deming, sonradan “Japon mucizesi” olarak anılacak olan savaş sonrası Japon ekonomisinin gelişmesinin temeli olan kalite yönetimi yöntemlerini Japonya’da geliştirir.

Ellili yıllar

Görülmemiş ilerleme


1950’lerin sembol otomobili Mercedes-Benz 300 SL.
1950’lerde yaşanan önemli ekonomik büyüme otomobil üretiminin de önemli derecede artışını sağlar. II. Dünya Savaşı sonucu yeniden kurulan sanayi etkisini göstermeye başlar. Refah seviyesinin yükselmesi sonucu tüketim mallarının satışı artar ve yeni teknolojik gelişmelerin önü açılır. 1954’ten itibaren otomobillerin satış fiyatı yıllardır ilk defa azalır. Otomobil sahibi olmak için artık kredilerden yararlanılır. 1960’larda sanayileşmiş ülkelerde artık herkes otomobil alabilme noktasına gelmiştir. Ellili yıllarda ABD’de otomobil üretimi o döneme kadar görülmemiş rakamlara ulaşır. 1947’de 3,5 milyon, 1949’da 5 milyon ve 1955’te yaklaşık 8 milyon otomobil ABD’de üretilir.
ABD’de gittikçe daha büyük otomobiller üretilirken, Avrupa’da orta büyüklükte motor hacmi ile ekonomik otomobillerin geliştirilmesi daha yaygındır. 1953’ten itibaren Avrupalılar, ABD’yi yakalar ve küçük ve orta ölçekli araç pazarında liderliği elde ederler. Müttefik Kuvvetler tarafından yapılan yardımlardan ve ABD yatırımlarından yararlanan Almanya otomobil üretiminde Avrupa’da lider konuma gelir. Yine de fabrikaları Sovyetler tarafından girilen bölgelerde kalan BMW ve Auto-Union gibi şirketler bu eknomik büyümeden hemen yararlanamayacaklardır. Orta ve lüks segmentte otomobil üreten Mercedes-Benz ise dünya pazarının lideri olma isteğini gösterir. Bu arzu sonucunda 1954 New York otomobil salonunda “martı kanadı” gibi açılan kapılarıyla 1950’lerin sembolü hâline gelen Mercedes-Benz 300 SL sergilenir.

Otomobil tasarımı gelişiyor


Pininfarina tasarımı Cisitalia 202
Biçim açısından bakıldığında otomobil tasarımı giderek daha yaratıcı olmaya başlar. Birbirlerinden çok farklı iki akım otomobil tasarımını derinden etkiler. Bunlar Amerikan refahı ve İtalyan inceliğidir. Tasarıma ilk önemi Amerikalılar verir. “Detroit’in Üç Büyüğü” için çalışan tasarım devleri General Motors için Harley Earl, Ford için George Walker ve Chrysler için Virgil Exner’dir. Raymond Loewy’de tasarımın gelişmesinde rol alır ve 1944’te endüstriyel tasarımcılar derneğinin kurulmasına önayak olur. Üç yıl sonra Time dergisinin kapağına çıkar. En güzel tasarımı 1953’teki Studebaker Starliner modelidir.
Ama daha uzun süre yaşayacak olan İtalyan tarzı tasarımdır. Otomobil tasarımının büyük isimleri hâlâ bu alanda liderliklerini sürdürmektedir: Pininfarina, Bertone, Zagato, Ghia… Bu yeni moda 1947 Paris otomobil salonunda Pininfarina tarafından aşağıya doğru inen kaput tasarımıyla “savaş sonrası otomobil tasarımında belirleyici olan” Cisitalia 202 modeliyle lanse edilmiştir.
ABD’de tasarım stüdyoları 1930’lardan beri varolmasına rağmen Avrupa’da henüz yoktur. Tasarımın önemini anlayan Simca Avrupa’da ilk tasarım stüdyosunu kurar. Kısa süre sonra Pininfarina ve Peugeot arasındaki işbirliğini gören diğer otomobil şirketleri de benzer stüdyolarla anlaşır.

Karayollarının gelişimi


1930’larda bir Alman otoyolu
1910’lardan itibaren otomobil pazarının hızlı gelişmesi yol ağının da gelişmesine neden olur. 1913’te ABD New York’tan San Francisco’ya tüm ülkeyi katedecek olan ve Lincoln Highway adı verilen bir otoyol inşa etmeye karar verir. Yapım masraflarının büyük bir kısmı dönemin otomobil üreticileri tarafından karşılanır.
1960’larda dünya üzerinde karayolu ağı farklı bir boyuta ulaşır. ABD özellikle Interstate Highway System (Eyaletlerarası Otoyol Şebekesi) adını verdikleri projeleri geliştirmeye başlar. ABD Federal Hükümeti 1944, 1956 ve 1968’de Federal Highway Acts (Federal Otoyol Yasaları) ile 1968’de 65.000 km’ye ulaşan bir otoyol ağı kurulmasını sağlar. Artık “Amerikan yaşamı otoyolun çevresinde organize olur” ve bundan en çok yararı otomobil endüstrisi ile petrol şirketleri görür.
Avrupa’da , Almanya II. Dünya Savaşı sırasında başladığı Autobahn projelerini geliştirmeye devam eder. “Ekonomik ve sosyal konservatizmini”  koruyan Fransa’nın karayolu şebekesi yıllar boyunca yalnızca Paris’in batısındaki bir kesimle sınırlı kalmıştır.

Otomobil bağımlılığı

Hemen hemen ABD’nin tüm büyük şehirlerinin gelişmesi büyük otoyollar çevresinde ourken aynı zamanda toplumda büyük bir bağımlılık da oluştu. Bazıları bunu psikolojik bir bağımlılık olarak görürken diğerleri pratik bir ulaşım yöntemine bağımlılık olarak değerlendirmiştir. Otomobil bağımlılığının sonuçları arasında şehirlerde trafik tıkanıklığı, hava kirliliği, artan trafik kazaları, fiziksel egzersiz eksikliğinden kaynaklanan kardiyovasküler hastalıkların artışı sayılabilir. Bu bağımlılık, şehirlerde otomobillerin neden olduğu riskler nedeniyle çocuklarını taşımak için annelerin kullandığı arabalarla daha da artmıştır.
“Otomobil bağımlılığı” kavramı Avustralyalı yazarlar Peter Newman ve Jeffrey Kenworthy tarafından popüler hâle getirilmiştir. Newman ve Kenworthy, bu bağımlılığın sürücülere değil otomobile bağımlılık yaratan şehir düzenlemelerine ait olduğunu savunur. Gabriel Dupuy ise otomobil sisteminden ayrılmak isteyenlerin, otomobilin sağladığı birçok yarardan ayrılamadıkları için bundan vazgeçemediklerini belirtir.
Uzmanlar bu bağımlılık için birçok neden ileri sürmüştür. Bunların başında kültürel nedenler gelir, kalabalık şehirler yerine “bahçeli evlerinde ve şehirden uzakta” yaşamak isteyenler otomobilden vazgeçememektedir.

Krizin geri dönüşü
Kompakt otomobiller


1950’lerin kompakt otomobili Chevrolet Corvair.
1956 yılı otomobil sektörüne krizin geri döndüğü yıldır. Mısır devlet başkanı Cemal Abdülnasır’ın Süveyş Kanalı’nı millîleştirmesi sonucunda otomobil yakıtı fiyatları çok yükseldi. Bunu izleyen ekonomik şok sonucu tüketim düşüncesi kökünden değişti: Önemli bir ekonomik yükselişin ardından otomobil artık yalnızca pragmatik amaçlarla kullanılmaya başlandı.
Otomobil üreticileri artık daha önceden uğraşmadıkları bir sorunla karşı karşıya kalmışlardı: Otomobillerin yakıt tüketimi. Otomobil üreticileri boyu 4,5 m’yi geçmeyen ve adına kompakt denen daha küçük otomobiller tasarlamaya başlar. Özellikle bu krizden etkilenen ABD 1959’dan itibaren daha küçük otomobiller üretir. Bunların arasında en tanınmışları Chevrolet Corvair, Ford Falcon ve Chrysler Valiant’dır. Austin Mini gibi çok daha küçük otomobiller bu dönemde çok başarılı olur.

Üreticilerin birleşmesi

Ekonomik kriz karşısında bazı otomobil üreticileri birleşmek zorunda kaldı, bazıları da büyük şirketler tarafından satın alındı. 1960’ların sonundan 1980’lerin başına kadar bu hareketlilik sonunda büyük otomobil üretici gruplarının sayısında azalma görüldü. Citroën 1965’te Panhard’ı, 1968’de Maserati’yi satın alır; Peugeot Citroën’i ve Chrysler’in Avrupa kısmını satın alarak PSA grubunu kurar; Renault American Motors’un kontrolunü eline geçirir ama sonra Chrysler’e satar; VAG grubu altında Audi, Seat sonradan Škoda birleşir; Saab General Motors’a katılırken Volvo Ford grubuna geçer; Fiat 1969’da Alfa Romeo, Ferrari ve Lancia’yı alır.
Şirketlerin satılması devam eder. 1966’da daha önceden Daimler’i alan Jaguar ile BMC British Motor Holdingi oluşturur ve sonradan Leyland Motor Corporation ile birleşerek British Leyland Motor Corporation şirketi meydana gelir. 1965’te Volkswagen tarafından “Audi-NSU-Auto Union” grubu oluşturulur.

Tüketici hakları ve güvenlik


ABD’ye önden çekişli otomobillerin gelişinin simgesi Oldsmobile Toronado.
Trafik kazaları sayısı oldukça yüksektir. ABD başkanı Lyndon B. Johnson, 1965’te Amerika’da son yirmi yılda trafik kazalarından ölenlerin sayısının 1,5 milyonu aştığını ve bunun son savaşlardaki kayıplardan daha yüksek olduğunu belirtir. Ralph Nader, otomobil üreticilerinin sorumluluğunu ortaya koyan Unsafe at any speed (Hangi hızda olursa olsun güvensiz) adlı bir broşür yayımlar. Fransa’da da 1958 – 1972 yılları arasında trafik kazalarının sayısının ikiye katlanması sonucu başbakan Jacques Chaban-Delmas “Fransız karayolu şebekesinin yoğun ve hızlı bir trafik için uygun olmadığını” belirtir.
1971’de emniyet kemeri takma zorunluluğunu ilk olarak oylama sonucu Avustralyalılar kabul eder. Bu yeni öncelikler sonucu arkadan itiş yerine önden çekiş önem kazanır. Otomobil üreticilerini çoğu artık önden çekişli otomobil üretmeye başlar. Fransa’da arkadan motorlu ünlü Renault 4CV’nin yerine önden çekişli R4 geçer. ABD’de de önden çekişe geçer ve Oldsmobile Toronado önden çekişli ilk otomobil olur. Otomobil yarışında orta arka konum yani arka takımın hemen önü öncelik kazanır. Bu konum ağırlıkların daha ideal dağıtılmasına ve aracın dinamik performansında yalpalama ve eğilme hareketlerini azaltır.
1960’larda otomobilin güvenliliği hakkında bilinçlenme sonucu toplumda bir yenilik olarak tüketici hakları ortaya çıkar. Tüketici hakları savunucusu Ralph Nader’in Unsafe at any speed broşürünün Amerikan arabalarının güvenli olmadığını ortaya koymasının ardından General Motors, Chevrolet Corvair modelinin satışını durdurmak zorunda kalır. Nader, otomobil sektörüne açtığı birçok davayı kazanır ve 1971’de “Public Citizen” adını verdiği Amerikan tüketici haklarını koruma derneğini kurar.
Şehir içinde otomobillerin sayısının artması işleri daha da zorlaştırır. Hava kirliliği, trafik sıkışıklığı ve park yerlerinin yetersizliği şehirlerin karşılaştığı sorunların bazılarıdır. Bazı şehirler otomobile alternatif olarak tekrar tramvaylara dönmeye çalışır, otomobilleri tek başına değil, birkaç kişinin bir arada kullanması önerilir.

1970’lerin petrol krizi


1970’lerin sembol arabası iki hacimli Volkswagen Golf.
Arap-İsrail Savaşı’nın 6 Ekim 1973’te patlak vermesiyle ilk petrol krizi ortaya çıkar. Bu çatışma sonucunda en büyük petrol üretici ülkeleri içeren OPEC üyeleri brüt petrol fiyatını artırmaya karar verir ve ardından otomobil endüstrisi büyük bir enerji kriziyle karşı karşıya kalır. ABD daha küçük otomobiller üretmek zorunda kalır ama tutucu sayılan bu pazarda yeni modeller pek başarılı olamaz. Avrupa’da kriz sonucu yeni karoseri tipleri ortaya çıkar. Uzun sedan tipi araçlar yerine uzunlukları 4 m’yi geçmeyen ve arka bagajı iç hacimden ayrılmayan iki hacimli otomobiller ortaya çıkar. 1974’te tasarımı İtalyan Ital Design tarafından yapılan Volkswagen Golf ortaya çıkar ve “çekici ve fonksiyonel” çizgileriyle büyük bir başarı kazanır.
1979’da İran ve Irak arasında savaşın patlak vermesi sonucu ikinci petrol krizi ortaya çıkar. Petrolün varil fiyatı iki katına çıkar. Otomobil önemli bir yokluk dönemine girer. Örneğin Los Angeles’da araçların plaka numaralarına göre yalnızca iki günde bir yakıt almalarına izin verilir. Yakıt tüketimini azaltmak için otomobil üreticileri daha aerodinamik otomobiller tasarlamaya başlar. Sürükleme katsayısı “Cx” otomobil tasarımı şartnamelerinde yerini alır.

Krize karşılık teknolojik gelişme
Yeniden tasarlanan motorlar


Turbokompresör hava girişi.
Enerji krizi sonucunda otomobillerin yakıt tüketimini optimize etme yönünde araştırmaların başlaması bir gereklilik hâline gelmiş ve otomobil motorları tasarımı yenilenmiştir. Otomobil üreticileri motorların yanma odalarını ve admisyon girişlerini yeniden tasarlayarak ve pistonun motor karteri içindeki hareketi sırasında oluşan sürtünmeleri azaltarak randımanlarını artırma yoluna gitmiştir. Ayrıca karbüratörler yerine enjeksiyon sistemine geçilmiştir. Şanzıman oranları büyütülerek rejim değişikliklerinin genliği azaltılmıştır.
Dizel motor 1920’lerden beri ticari araçlarda kullanılmakta ama hususi otomobillerde pek rağbet görmemekteydi. Mercedes 1936’dan beri Dizel motora sahip büyük sedan otomobiller üreten tek üreticiydi. 1974 yılının sonu Dizel motor kullanan otomobiller için önemli bir dönüm noktası olmuştur. Benzinli motorlara göre termodinamik randımanı daha iyi olan Dizel motorlar daha az yakıt tüketmekteydi. Bu özellikleri nedeniyle otomobil üreticilerinin çoğu Dizel motora büyük bir ilgi göstermiştir. Volkswagen ve Oldsmobile 1976’dan, Audi ve Fiat 1978’den, Renault ve Alfa Romeo 1979’dan itibaren Dizel motorları otomobilleri piyasaya sürmüştür. Otomobillerin benzinli motordan çok Dizel motor ile üretilmesinin arkasında mazot vergilerini azaltan hükûmet desteklerinin yardımı olmuştur.
Turbokompresörler, yakıt enjekte edilen yanma odasına giren havanın sıkıştırılmasına olanak sağlar. Bu sayede aynı silindir hacmine daha fazla hava girmesi sağlanır ve dolayısıyla motorun randımanı artar. Bu teknik 1973’ten beri yalnızca BMW, Chevrolet ve Porsche modellerinin bazılarında kullanılmaktaydı. Ancak Dizel motorların çalışma sisteminin izin vermesi sayesinde yaygınlık kazanmıştır. Turbo sayesinde Dizel motorların gücünün benzinli motorlara nazaran daha fazla olması mümkün olmaktadır.

Elektroniğin yaygınlaşması


Otomobilin gösterge tablosunda ABS sembolü.
Otomobil tasarımında elektroniğin kullanımı hemen hemen tüm teknolojik alanlarda yaygınlaşır. Motorların içten yanma süreci ve yakıt beslemesi artık elektronik olarak kumanda edilir. Yakıt enjeksiyonu, debiyi ve enjeksiyon zamanını optimize eden mikroişlemciler tarafından ayarlanır.
Otomatik şanzımanlar vites geçişini düzenleyen programlar sayesinde daha etkin olarak kullanılmaya başlar. Süspansiyonlar yol koşullarına ya da sürücünün kullanım tarzına göre elektronik olarak ayarlanır.
Elektronik sayesinde araçların aktif güvenlik sistemleri gelişir ve anti-patinaj gibi sürücüye yardımcı olan sistemler otomobillerde kullanılmaya başlar. Dört çeker otomobillerde, kaptörler yardımıyla çalışan işlemciler tekerlerin patinaj yaptığını belirler ve motordan gelen torku tüm tekerlere dağıtarak iki çekerden otomatik olarak dört çekere geçer.  Bosch şirketi, şiddetli frenleme sırasında tekerlerin kilitlenmesi önleyen ABS (Anti-Blocking System ya da Antiblockiersystem) sistemini geliştirir.
1970 – 1980 yılları arasında otomobil tasarımında bilgisayar destekli sistemlerden yararlanılır ve CAD (Computer-aided design) yaygınlaşır.

Sponsorlu Bağlantılar

Otomobilin Tarihi Gelişimi V İçin Yorum Yap